EN
Geri Dön 13.01.2022

Self-Citation: Nerede Durmalı?

Self-citation, bir akademisyenin önceki araştırmaları genişletmesine veya daha önce yayınlanmış çalışmalara atıfta bulunmasına olanak tanır. Bilimsel araştırmalar büyük ölçüde birbirinin üzerine konulan çalışmalar olduğundan ve önceki temel çalışmalara atıfta bulunmak önemli olduğundan, alıntı yapmak için meşru nedenler vardır.

Bir araştırmacının daha önce yayınlanmış makalesine atıf yapması için geçerli sebepler olabilse de, bunu yapma sebeplerinin en önemlisi, çoğu araştırmacı ve yayıncının itibarını belirleyen impak faktör olduğunda işin boyutu bambaşka bir noktaya kayarak COPE’un da belirttiği gibi etik olmayan bir eylem oluyor ve akademik doğruluk/dürüstlük (etik) konusu ortaya çıkıyor. 100 bin araştırmacıyla yürütülen bir çalışma en az 250 bilim insanının aldığı atıfların %50’sinin kendisinden olduğunu göstererek kendi self-citation yapan araştırmacıların kolaylıkla bulunabileceğini ortaya koymuştur. Kendine kaç kez atıf verildiğinde bunun kabul edilebilir veya kabul edilemez olduğu akademik camiada henüz tartışılan bir mevzu. Bunun önüne geçmek adına yürütülen birkaç çalışma bulunuyor. 2017 yılında Justin Flatt, kendine atıf veren araştırmacıları gösteren ayrı bir indeks geliştirilmesi fikrini öne sürdü ve 2020 yılında self-citation ile ilgili yürüttüğü araştırmasıyla konuyu daha da aydınlattı ve verilen atıfların takip edilebildiği bir indeksle araştırmacıların atıf verilerinin daha doğru olabileceğine değindi. Diğer yandan doğrudan araştırmacıların isimlerini sıralayarak onları hedef tahtası yapmak da ayrı bir tartışmalı konu. Bununla birlikte İsviçre, 2021 yılının Mayıs ayında “kendine çok sayıda atıf verme”nin (bir nevi “atıf-madenciliği” yapmak) bilimsel görevi suiistimal etmek olduğunu iş ahlakı kurallarına resmi olarak dahil etti. Konuya dair farkındalık oluşturmak da çözümün bir parçası olabilir.

Detaylı araştırma için kaynak metne bu linkten ulaşabilirsiniz.